sen acıyı biriktirmeyi seversin olric…
sen biriktirmeyi seversin...
hadi devam et şimdi.kuru yaprakları..deniz taşlarını, gözyaşını, sorulamamış soruları, senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları,birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü…ve özlemi biriktirmeye.
've çocuk, asıl önemli olan..' dedi
yaşlı adam gökyüzüne çevirip başını,
'işte şu bulutların arasında süzülen gümüş balığın
takılıp peşine gidebilmek
yalnız sana ait olan bir dünyaya.
seninki de işte tam burda...
...küçük kafanın içinde'
dediğinde,
küçük çocuk öne eğdi başını
iradesizce...
çünkü şimdi ne yapıcağını bilemediği
altında hep ezildiği
kocaman bir yüktü
taşıdığı.
omuzlarının üzerinde.
omuzlarının tam üstünde.
anne ben şair oldum.
-sen bir korkaksın.
-kesinlikle.
-senin korkak tanımın nedir?
-bir aslanla silahsız dövüşmeden önce tereddüt eden insan.
-peki cesur adam kimdir?
-aslanın ne olduğunu bilmeyen adam.
-herkes aslanın ne olduğunu bilir.
-herkes aslanın ne olduğunu bildiğini sanır.
günler tepelerden aşağı koşan vahşi atlar misali...
charles bukowski...
Say bademleri,
say acı olanı, uyanık tutanı say,
beni de onlara kat:
Gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy'in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.
Ancak böyle varırdın adına, senin olan,
o şaşmaz adımlarla kendine yürüyerek,
savrulurdu çekiçler sanki bir çan kulesi
boşluğundaymış gibi senin suskunluğunun.
Ölmüş olan o şey senin koluna girer
ve işittiklerin de seninle birleşirdi,
üç olup giderdiniz geceyi katederek.
Beni de acı yap, acı yap beni.
Bademlerden say beni.
Kırmızı bir at çizerdim
Kırmızı bir at
Bak buda kafası.
'nereden geldim nereye giderdim?'
Buda düşünen kafanın bana sorusu.
'sür beni sarp kayalıklara oradan aşağısı başka yerin konusu'
'ah' dedi 'senin durumun fena'
'ah' dedi 'kalbinde bu neyin acısı?'
Dayanamaz kalbim içinden çıkardım
Utanmadan dünyaya tepeden bakardım!
Kimse beni bilmez
Bilmez beni bilmez...
Bilmez beni kimse...
ben hep saklandım.
'yanmalısın sönmelisin ruhları incitmeli...
İnanırken yalanlara delirmiş olmalısın!
Bakmalısın görmelisin acıyan yerler neresi...
Varmak için "hep"lere önce "hiç"i göze almalısın.'
Ah o kızgın bakışın birde üzgün bakışın
Yüzlere gülüşün ve anidir düşüşün!
Üzülmeye gelmez giderdim...
aramaya ruhumun parçalarını
Üzerime bir bir dikerdim, beni nasıl isterdin?
Tek parça.
Yoksun nedenin yoksa!
Kime güler yüzün?
Kime ağlarsın?
-bi sandalye çek ve otur
Mumlar var mumları yak
Anlatacaklarım uzun uzundur yollar
Ve her ne yöne gidersen git beter gibi sonsuz ama
Yoksun nedenin yoksa!-
Yokum nedenim yok benim!
Kime güler yüzüm?
Kime ağlarım?
Biliyorsan ne duruyorsun?
Yarına kalsam ne umuyorsun?
Ağlarla kaplı hiç bilemezsin!
Her yanım her sözüm her savaşım her yönüm
Öyle zor öyle zor geliyor ki her yeni gün...